
Toplumsal yük ağır,
yaşananlar orantısız, söylenenlerin karşılığı yetersiz.
Raydan çıkmış hayatlarda dökülen gözyaşları anlamsız.
İnsanlar evrim geçirmiş sanki.
Nasılsa çaresizlikleriyle yaşamayı öğrenmiş.
Tanıklar korku ile yalan ve ihanet içinde.
Yüzleşmeler olur mu, hak yerini hal daha kötü olmadan bulur mu belirsiz…
Üretim artık insanı şaşırtmayan günlük antika kurallar, onaylar, icraatlardan ibaret.
Ve kimse artık şaşırmıyor…
Kapısındaki hayırsızlıkları elleriyle içeri buyur etmiş,
Yorulmuş, üzgün ve umutsuz halleriyle,
İnzivaya çekilmiş hatıralarıyla yeniden bismillah diyen,
“Hayır..” demesini bilmeyen,
görünmez duvarların içinde, penceresiz odalara kapattığı sırları ortalığa dökülmüş
insan toplulukları.
Birçok şey batı marifeti ve Ortadoğu, Arap motifleriyle kader, kısmet, alınyazısı söylemleri eşliğinde coğrafyaya ilmek ilmek işlenmiş,
Eşit ve demokratik olmayan şartlarda mücadele etmek sıradan zafer kazanmak imkansız.
Kırılma anlarında nasıl oluyorsa bazen siyaseten bazen ticaretten bazen içeriden bazen dışarıdan yeniden dizayn hareketi.
İçlerinde yaktıkları ağıtların olgunlaştırdığı insanlar kaybettikçe sanki vazgeçmeye doğru daha fazla yaklaşıyor…
Derin bir savurganlığın gölgesindeki bilenlerde vicdan, merhamet, ayarsız ve zamansız artık.
Fotoğrafın içinde görünenler kadar, kadrajın dışında kalan bazı silüetler halkın ters yüz olmuş geçim kaygıları ile örtüşmeyen savurganlıklarıyla
vicdan, merhamet sınırlarını zorlamakta. Herkes her gün aynı soruyu soruyor:
Yutkunmaya, yetinmeye devam mı edeceğiz yoksa görüneni kral çıplak deme cesaretini gösterebilecek miyiz?
Bilinen şudur ki;
İnsanı insan yapan, cevaplar değil; sorumluluklarını bilerek doğru soruları sormaktan vazgeçmemesidir.
Mümtaz YURDAER – 03.08.2026


