Gündem Adana

Adım Adım Balkanlar: ÜSKÜP

Adım Adım Balkanlar: ÜSKÜP
Belgin ÖZÇELİK( belgin@gundemadana.com )
22 Eylül 2013 - 21:13

665775_10151215516308686_83902065_oGündem Adana ile yeni bir dönem açıyor ve sizlere merhaba diyorum. Çizgisini çok beğendiğim sevgili dostlarımdan cesaret alıp başladığım yazılarımda;  bazen gezi, bazen turizm serzenişleri, bazen de Adana için beklentilerimi sizlerle paylaşacağım.

İlk yazım için bizden çok şey bulacağımız yerleri hedefleyip beğeninize sundum.

 

Adım Adım Balkanlar: ÜSKÜP

 

“Balkanlar’dan gelen soğuk ve yağışlı hava kütlesi” … Hepimizin hafızasına yer etmiştir bu cümle.. Balkanlar coğrafyasının vazgeçilmezi dağlar, orman ve nehirler. Hal böyle olunca yağışlı hava kütlesi de normaldir.

 

O zaman, Makedonya’nın başkenti ÜSKÜP  üzerine olsun bugünkü yazımız.

Mahsun ve Güzel. İşte bu ülkeyi ben böyle tanımlardım eğer bir kadın olsaydı.

 

Üsküp havalimanına iner inmez çat pat dilimizi konuşmaya çalışan pasaport polisleri bile mutlu ediyor bizleri. Biz Üsküp diyoruz, Avrupalılar Skopje. Skupi ise kentin Roma dönemindeki ismi.  Şöyle bir kaleye doğru çıkıp tüm Üsküp’ü tepeden fotoğraflamak harika olurdu ama bu günlerde tadilat nedeniyle ziyarete kapalı. Osmanlının hakimiyetinde 520 yıl Kale kışla, cephanelik ve askeri hastane olarak kullanılmış. Kalenin hemen karşısındaki koca çınarları geçerek şehrin merkezindeki “Türk Çarşısı” ilk istikametimiz. Kurban Bayramı tatilinde gidecek olanlar şanslı. Ekim ayındaki o harika renk cümbüşünü bu koca çınarların üstünde ve altındaki sarı yapraklarla yakalayacaklar. Kalenin bulunduğu yükseltiden adım adım basamakları inerek bizden çok şey bulacağımız çarşıya ulaşıyoruz. Merdivenlerin  sağında solunda gençlerin ve bolca turistin keyifli sohbetleri çalınıyor kulağımıza, pek çoğu Türkçe kelimelerle bezeli. Kapan Han’a ulaşınca güzel bir türk kahvesi için mola veriyoruz, en güzel türk kahvesi içilen yerlerden biri; bu Osmanlı dönemine ait, hala dimdik ayakta duran, hala yolcu ağırlayan han. Kimbilir han yapıldığından bu yana kaç kişi içti bizim de tadına baktığımız bu güzel kahveden? Çarşı’da Osmanlı dönemine ait Davutpaşa Hamamı, Çifte Hamam, Kurşunlu Han, Mustafa Paşa Cami,  Sultan Murat Cami, Türk Çarşısı ve Taşköprü  tarihi eserler. Kimi kullanıma açık, kimi müze, kimi restorasyonda ama görüyoruz ki Türk Çarşısı dimdik ayakta. En azından benim beklediğimden daha iyi durumda.

Öğle zamanı hiç kimse zorluk çekmez Üsküp’te. Pek çok bildiğimiz yiyeceği hem de bizim damak zevkimize uygun olarak bulabilirsiniz. Her zaman gittiğim en meşhur köftecilerden “Destan” bence en iyisi, köftenizin yanında peynirli salataları, muhteşem yoğurtları ve içeceğiniz ile en fazla ödeyeceğiniz 7 €. Köfte yemem diyorsanız hemen yan tarafta meşhur kuru fasulye ve börek satan yerler de cabası. Bu ülkede aç kalmayız anlayacağınız. Yemeğimizin üstüne demleme bir çay iyi gider diyorsanız onu da Kapan Han’ın önündeki kafelerde afiyetle içeriz.

 

Artık biraz daha gezme zamanıdır. Üsküp’ü ikiye bölen Vardar Nehri’nin üstündeki Vardar’ın iki yakasını bağlayan Taşköprü eski Roma temellerinin üzerine Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış ve defalarca restorasyon görmüş. 214 m.uzunluğundaki Taşköprü’ye çıkmadan önce Büyük İskender’in babası Filip’in heykeli ve birkaç adım sonra annesi Olimpias’ın heykelini geçiyoruz. Tarihi Taşköprü bizi kocaman Makedonya meydanına çıkarıyor. Tam karşımızda  Büyük İskender Heykeli tüm heybetiyle selam veriyor.

İki yıldır köprünün etrafı ve meydanda devasa heykeller yapıldı, gövde gösterisi gibi görünen bu heykeller ve müze binasına hükümet inanılmaz bütçeler ayırmış. Meydanın etrafında önceki döneme ait yapılar  çok daha mütevazı.

Meydan ve sonrası Mareşal Tito Caddesi tamamen Üsküp’ün modern yüzü. Restoran, kafeler, marka mağazalar ve yeni jenerasyon her şey bu bölümden sonra başlıyor.

Ama alışverişe dalmadan Rahibe Teresa’nın heykelini ve evini de ziyaret etmeden geçmiyoruz. Aslı Arnavut olan Rahibe Teresa’nın veya onların deyişiyle Nene Teresa’nın gerçek ismi Gonca Boyacı. Evinde onun kullandığı eşyalardan bulmak mümkün. Restorasyondan sonra çok makyajlı genç bir hanım gibi görünüyor bu ev de. Dünyaya malolmuş Nobel Barış ödülüne sahip Gonca Boyacı’nın isminin Türkçe olmasına da bilmem ne demeli. Üsküp gezimiz biraz daha yürüyerek tarihi gar binasının önünde bitiriyoruz.

 

Makedonya’nın cennetine Ohrid’e gitmek üzere yola çıkıyoruz.. Bir sonraki yazım Ohrid ve yazı başlığım da  “Cennete bi bilet”. Bakalım siz de benim kadar sevecek misiniz bu kenti.