
Karanlık bir dehliz gibiydi.
Geçmeden o zifiri karanlıkları; korkularımdan, gerçekle yüzleşmekten; yaşamak istediğim, yarım kalmış hiçbir şeyden kurtulamayacağımı çok iyi biliyordum.
İçine girdikçe karanlık ve çıkılmaz bir hal aldığını düşündüğüm çok zaman oldu.
Çoğu zaman al basarak uyandım.
Uyudukça uyandım, uyandıkça kaygılandım.
Öğrendim.
Rotasız bir gemide, fırtınalardan kaçan, dalgalarla boğuşan, gecenin bitmesini, karanın görünmesini bekleyen, emektar bir kaptan.
Son seferi olsun istiyor.
Zira; fırtına hırçın.
Dalgalar ısrarcı,
geminin her zerresi hatıralarla yüklü.
Kaptan yorgun.
Ama yine de hala hayaller fora.
Çıkılamıyan dehlizlerden, terkedilemeyen gemilerden, peşinden koşulan hayallere,
anıtlar diker olmuşuz; üstelik yıkılmışlıklara, yanılmışlıklara inat.
Pusulasız yönlere, çınlayan kulaklara, ödenmiş hesaplara.
Kim görür, kim saygı ile önünde durur bilemeyiz.
Hayrat, hatır, hatıra arası bir şey.
Çocukluğumuza inilse, neler söyleyecek kimbilir “Bellek…” denen meleğimiz?
Bize ait sandığımız sınırlarımız, duvarlarımız, birbirine benzeyen susan duruşlarımız.
Duygularımızda asılı öğretilmiş dinsel, coğrafik, kalıtsal motifli, kemikleşmiş,yok
edemediğimiz inançlarımız.
Değişen herşeye rağmen;
dehlizlerimizdeki karanlıklar,
yaktığımız ama yine de terkedemediğimiz gemiler.
Anıtlaştırdığımız saygılarımız ve kaygılarımız.
Bellek denen hafıza denen sır küpümüz, en büyük korunağımız.
Eksildik.
Mutluluk askıda.
İhtiyacı olan, kendi mutluluğunu yaratamayan, uzansın alsın,
Lütfen; başkasının mutluluğunu çalmasın.
Sağlıklı, mutlu ve bol kazançlı bir hafta olsun.
Mümtaz YURDAER
