Gündem Adana

İŞ CİNAYETLERİ DURSUN!

İŞ CİNAYETLERİ DURSUN!
03 Mart 2014 - 17:00

nazimTMMOB 3 Mart iş cinayetlerine karşı mücadele gününde İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şubesinde yapılan basın açıklamasında; Adana İKK Sekreteri Nazım Biçer tarafından, ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer alan ülkemizin iş kazaları açısından durumunun vahim olduğu vurgulandı.

Adana emek ve demokrasi güçlerinin destek verdiği basın açıklamasına, ölümlü iş kazaları sıralamasında üst sıralarda yer alan inşaat iş kolunda çalışan Adana inşaat işçileri de katıldılar. Nazım Biçer, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunun, insan odaklı bir mesleğin uygulayıcılarının örgütü olan TMMOB’nin önemli çalışma ve mücadele alanlarından birini oluşturduğunu; konunun önemine bir kez daha dikkat çekmek amacıyla TMMOB tarafından, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da yaşanan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği facianın yıldönümü olan 3 Martın , “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak kabul edildiğini söyledi.

Nazım Biçer açıklamasına; 3 Mart 1992 tarihinde yaşamını kaybeden 263 maden işçisini, Balıkesir Dursunbey’de biri maden mühendisi, 13 maden işçisini; Bursa Kemalpaşa’da yaşamını yitiren 19 maden işçisini, İstanbul Tuzla’da, Davutpaşa’da, Ankara Ostim’de, Zonguldak Karadon’da, Maraş Elbistan’da, İstanbul Esenyurt’ta, Adana Kozan ilçesi Gökdere Köprü Barajı’nda ve saymakla bitiremeyeceğimiz iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden emekçileri saygıyla andıklarını söyleyerek başladı.

Biçer açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “İşçi sağlığı ve iş güvenliği bütün çalışanları ilgilendiren, çalışma yaşamının en temel unsurlarından biridir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin göstergeler, temel insan hakları, çalışma yaşamı ve ülkelerin gelişmişliklerine ilişkin önemli göstergeler sunmaktadır.

ILO rakamlarına göre; bugünün dünyasında her 15 saniyede bir işçi, iş kazaları veya meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Her gün yaklaşık 6 bin 300 kişi iş kazası veya meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. Her yıl yaklaşık olarak 360 bin kişi iş kazası, 1 milyon 950 bin kişi ise meslek hastalıklarından dolayı yaşamını yitirmektedir. Her yıl 270 milyon iş kazası meydana gelmekte ve 160 milyon kişi meslek hastalıklarına yakalanmaktadır. Her yıl, çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerde, zehirli maddelerden dolayı 651 bin işçi yaşamını yitirmektedir.”

Ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sıradayız.

Ülkemiz açısından durumun vahim olduğunu vurgulayan Nazım Biçer; Ülkemizde her gün ortalama 176 iş kazası olduğunu, her gün 3 emekçinin yaşamını kaybettiğini ve 5 emekçinin iş kazası sonucu iş göremez hale geldiğini, ülkemizin iş kazalarında Avrupa ve dünyada ilk sıralarda; ölümlü iş kazalarında ise Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer aldığını söyledi.

Nazım Biçer şöyle devam etti; “Bugün ülkemizde uygulanmakta olan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesinin azalması, esnek çalışma biçimleri, çalışma koşullarının ağırlaşması; özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırmanın yaygınlaşması; sosyal güvenlik ve güvenceden yoksun kayıt dışı işçilik ve çocuk işçi çalıştırma, yasal düzenlemelerdeki yanlışlıklar iş cinayetlerinin nedenleri arasındadır.

Bir kere daha söylüyoruz: işçi sağlığı ve iş güvenliğinde temel amaç; çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, iş kazası geçirmeden, meslek hastalıklarına yakalanmadan, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması, çalışanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünün korunması olmalıdır.”

İşyerinde sağlık ve güvenlikle ilgili şartları sağlamanın işverenin öncelikli ödev ve sorumluluğu olduğu belirten Nazım Biçer; çalışanların da bu doğrultuda alınan tedbir ve talimatlara uymakla yükümlü olduklarını, ilgili düzenlemeleri hazırlamak ve uygulanmasını denetlemenin ise devletin görevi olduğunu vurgulamasının ardından söyle devam etti; “Ne yazık ki, yeni çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da sorunun merkezine inen ve ona göre çözümler üreten bir yasa değildir. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iş cinayetleri ve ölümler artarak devam etmektedir.

2002 yılında yenilenen İş Kanunu’nda 50’den fazla devamlı işçi çalıştıran sanayiden sayılan işyerlerinde iş güvenliği mühendisi ve işyeri hekimi çalıştırmak zorunlu hale getirilmiştir. AKP, bu yasanın uygulama yönetmeliği ile iş güvenliği mühendisi ve işyeri hekimini danışman statüsüne indirgeyerek işyerlerinin devamlı kontrolünü engellemiştir. Bu yönetmelik yargıdan dönünce İş Yasası’nda, ÇASGEM ve Bakanlık Teşkilat Yasası’nda torba kanunlarla değişiklik yapmıştır. Bu yasalara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler de yargıdan dönünce, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’nı TMMOB ve bağlı odaların tüm itirazlarına rağmen yasama organından geçirmiştir. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’ndan işveren ve devlet sorumsuzluğu çıkmıştır. Devletin bu alandaki denetleme görevi, tıpkı toprak gibi, su gibi, enerji gibi özelleştirilmiştir.”

İş sağlığı ve iş güvenliği özel sektöre bir pazar alanına dönüştürülmüştür.

Bu yasa ve yönetmeliklerle işyerlerinde çalışan insanların sağlık ve güvenliğini koruyacak, devamlı ve devlet gözetiminde bir denetleme olması beklenirken AKP’nin, Devletin elini bu alandan çekerek özel sektöre bir pazar alanı açtığını ifade eden Biçer; “ Eğitimli mühendis ve hekimi eğitme adı altında özel eğitim kurumları açtırarak, burada bir sektör yaratmıştır. OSGB’ler adı altında özel kurumlar oluşturarak mühendis ve hekimleri kiralık işçi konumuna getirmiş, iş yerlerini denetleyecek mühendis ve hekimlerin bağımsız çalışmasını engellemiştir. Kendisi güvencesiz, kiralık işçi olan mühendis ve hekimler kendini koruyamazken, diğer işçilerin güvenliğini ve sağlığını nasıl koruyacaklardır? AKP’nin ortaya çıkardığı ve uyguladığı mevzuat aldatmacadır, insan hakları ihlalinin kılıfıdır” dedi.

Nazım Biçer, bugün işçiyi her türlü korumadan uzak bırakan, mühendis ve hekimi iş kazaları tazminatlarından sorumlu tutan, işvereni ve iş yaşamını denetlemekten sorumlu olan devleti ise her türlü sorumluluktan arındıran bir politika ile karşı karşıya olduğumuzu söyledi.

“Oysa her zaman söylediğimiz gibi; iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için işyerlerinde “önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği” anlayışı yerleştirilmelidir. Cinayetlerin sorumluları işyerinde gerekli tedbirleri almayan işverenler, yasal düzenlemeleri ve ikincil mevzuatları olması gerektiği gibi hazırlamayanlar ve gerekli denetimleri yapmayan ilgili bakanlıktır” diyen Nazım Biçer açıklamasına şöyle devam etti;

“Çalışma hayatının yeniden düzenlenmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi ölümlerinin durdurulması için mücadele etmek, kendini emekten yana konumlandıran TMMOB’nin tarihi görevidir. Bu görevi yerine getirme bilinciyle TMMOB; iş cinayetleri ve işçi ölümlerini ülkemizin sosyo-ekonomik ve demokrasi sorunları ile birlikte bir bütün olarak ele almakta, insanca çalışma koşullarının oluşturulmasını insanca yaşama hakkı ve talepleri ile birleştirerek sorunun çözümü için yapılabilir, gerçekçi önermelerde bulunmaktadır.

Siyasi iktidar TMMOB’nin ve bağlı odalarının sözünü dinlemek, algılamak ve daha önemlisi hayata geçirmek zorundadır.

İş cinayetleri kader değildir! İş cinayetleri engellenebilir, yeter ki bilimin ve tekniğin gereği yapılsın! Yeter ki; her çalışmanın öznesi insan ve yaşam olsun!”

Nazım Biçer’in ardından konuşan Maden Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Sabahatdin Sakatoğlu “Devletin işletmelerinden başlayarak ülkemizdeki maden işletmelerinde ilkel çalışma koşullarında ve eğitimleri yeterli olmayan, kendilerine yakın olanların güvenlik önlemlerini almak üzere işe alındıkları koşullarla ülkemizde iş cinayetlerinin devamı sağlanmaktadır. Çıkartılan kanun ve yönetmelikler uygulanabilirliği sorgulanmadan, iş cinayetleri önlemek için değil AB uyum yasalarının gereği olarak hazırlanmaktadır. Bu anlayışla, bu denetlemeden yoksunlukla, bu mevcut yasa ve yönetmeliklerle iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir” dedi.

Makine Mühendisleri Odası İKK temsilcisi Hasan Kavi; İş Sağlığı ve İş Güvenliği kanunun işçileri değil işverenleri gözeten bir anlayışla hazırlanmış olduğunu vurgulayarak, yapılan denetlemelerin de günah keçisi oluşturmaktan öteye gidemediği ve TMMOB olarak “kral çıplak” demeye devam ederek her daim gerçekleri yüksek sesle dile getireceklerini belirtti.