DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

HAFTA SONUNA ÖZEL KİTAPLAR…

Yayınlanma Tarihi :
HAFTA SONUNA ÖZEL KİTAPLAR…

PEMBE DONLU VASİYET: “Ben bu kitabı çok okumuş, çok görmüş ve birtakım haklar elde etmiş diye hata yapma payı elinden alınan kadınlar için yazdım.”

//

ADADA BİR SABAH: Başka dünyalara kaldı umutlar ve hayaller, şimdi var olma vakti. Birkaç yaşanmışlıktan sonra hepimiz hissiziz…

//

DÜZTABAN: Gerçek ile fantezinin iç içe geçtiği romanda; tılsımlı gömlekler, kadim metinler ve zamanlar arası yolculuklar, değişmeyen bir gerçeği fısıldıyor.

//

ALTIN POST: Yazar, Karadeniz’in kadim mitleriyle tarihin büyük kırılmalarından birini her kahramanın kendi “Altın Post”unu aradığı bir anlatıda buluşturuyor.

//

SEÇME ÖYKÜLER: “Hayatınızda, kendilerini etkileyici şekilde sunan büyük şeylere asla şüpheyle yaklaşmayın; bunlar uyarıcı niteliktedir ve önlenebilir.”

//

11. YÜZYILDAN 21. YÜZYILA RUS EDEBİYATI TARİHİ: Alanının büyük uzmanı yazarın bir ömür boyu emek verdiği çalışması.

İşte o kitaplar;

//

Kahkahanın iç içe geçtiği yirmi sekiz hikâye!

YONCA Tokbaş’tan PEMBE DONLU VASİYET. Aşkın, aldatılmanın, arzunun, utancın, öfkenin ve kahkahanın iç içe geçtiği yirmi sekiz hikâye! Ama hiçbirinde kusursuz kadınlar yok; küfreden, hata yapan, arzulayan, vazgeçen, geri dönen, kendini kaybeden ve yeniden bulan kadınlar var. Bir kadın doğum profesörü, bir anne, bir DJ, bir sevgili, bir eş, bir kız evlat… Her biri başka bir merkezden bakıyor dünyaya ama aynı sorunun etrafında dolaşıyor: Bir kadın ne zaman kendinden vazgeçer? Ve vazgeçtiğini fark ettiğinde geriye dönüş mümkün müdür? Ben bu kitabı dile getiremeyenlerin dile gelmesi için yazdım. Ben bu kitabı çok okumuş, çok görmüş ve birtakım haklar elde etmiş diye hata yapma payı elinden alınan kadınlar için yazdım. Ben bu kitabı kendime yazdım. Yürü be Yonca! 152 SAYFA.
(LİTERATÜR HAYAT)

//

Yaşanmaya devam eden hayatların hikâyesi

SAMET Karaevli’den ADADA BİR SABAH. Tüm bu insanlar ve hikâyeleri, iç içe geçmiş çıkmaz bir sokakta karıştı zihnime. Ancak bu kadar çıkabildim içinden; fazlası çıkamadı dışarıya ve tabii ki her zaman olduğu gibi içimde yaşıyorum tüm teferruatları ve girdabı. Farklı konuları ele aldığım yaşamları aktarmaya çalıştım, bu yüzden kirlettim beyaz sayfaları. Gerçek birkaç hikâyenin amatörce ama özgün anlatımıyla içimdeki huzursuzluktan arınmaya çalıştım. Herkesten daha fazla hayatta olanların hikâyesi bu. Yaşanmış ve yaşanmaya devam edecek hayatların hikâyesi. Başka dünyalara kaldı umutlar ve hayaller, şimdi var olma vakti. Birkaç yaşanmışlıktan sonra hepimiz hissiziz… 120 SAYFA.
(CERES YAYINLARI)

 //

Rüşvet, ihanet, gizli tarikatlar ve karanlık ilişkiler

MUSTAFA Akıllı’dan DÜZTABAN. Yazar, Bir Osmanlı Fantezisi üçlemesinin ikinci kitabında bu kez kölelik gerçeği üzerinden tarihin karanlık yüzünü aydınlatıyor. 16. yüzyıl İstanbul’unda, Tavukpazarı’nda yer alan Esir Hane’de geçen hikâye; uğursuz sayıldığı için düztaban bir köle kızın gözünden anlatılıyor. Özgür olmayan ama her şeyi gören bu genç kız; esircilerden tellallara, kaçak avcılarından devlet görevlilerine uzanan çürümüş bir düzenin sessiz tanığına dönüşüyor. Rüşvet, ihanet, gizli tarikatlar ve karanlık ilişkilerle örülü bu dünyada, insanın insana kurduğu tahakküm tüm çıplaklığıyla ortaya seriliyor. Esir Hane artık sadece bir mekân değil; geçmişten bugüne uzanan bir düzenin, bitmeyen bir köleliğin simgesi haline geliyor. Gerçek ile fantezinin iç içe geçtiği romanda; tılsımlı gömlekler, kadim metinler ve zamanlar arası yolculuklar, değişmeyen bir gerçeği fısıldıyor: Çağlar değişse de kölelik biçim değiştirerek varlığını sürdürür. Sinematik anlatımı ve çarpıcı kurgusuyla kitap, okuru yalnızca bir hikâyeye değil, yüzleşmeye davet ediyor. 160 SAYFA.
(TELOS YAYINLARI)

 //

Yazar, okuru coğrafyanın sınırlarını aşan bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor…

CEMAL Ünlü’den ALTIN POST. Bir zamanlar denize açılan kahramanların peşinde olduğu şeydi Altın Post. Yüzyıllar sonra aynı denizde bu kez 1500 yıldır yurt edindikleri Sümela Meryem Ana Manastırı’ndan ayrılmak zorunda kalan keşişler sessiz bir yolculuğa çıkar. Bu efsanevi serüvende keşişlerin aradıkları ne bir hazine ne de bir zaferdir. Onların yolculuğu yalnızca göçün değil, bir hafızanın da hikâyesine dönüşür. Mübadeleyle değişen yaşamlar arasında Keşiş Dimitri bambaşka bir kaderin eşiğinde bulur kendini. Sırtında taşıdığı coğrafyayla birlikte Konstantinopolis’te yeniden bir yaşam kurmaya çalışır. Ancak sisler içinde terk edilmişliğiyle baş başa kalan manastır, bölgenin söylenceleriyle birlikte anılarda yaşamayı sürdürecektir. Karadeniz’in kadim mitleriyle tarihin büyük kırılmalarından birini her kahramanın kendi “Altın Post”unu aradığı bir anlatıda buluşturan yazar, okuru zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşan bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor. Leonidas, yemekhanede etrafına toplanan keşişlere bunun kitap benzeri bir yolculuktan başka bir şey olamayacağını söylemişti. “Gemilere doluşarak güçle zenginliğin simgesi Altın Post’u bulmak ümidiyle yola çıkmışlardı. Kolay geçmemişti uzun yolculukları. Pes edenleri çıktı. Ne çoğu yılmış, küsmüş, geri dönmeyi istemişlerdi. Bizler de o kadar kişiyiz, Argonotlar kadarız. İçlerinde Herakles, Kastor, Orfeus gibi yiğitler vardı, bizlerse kendi halinde kimseleriz, hiç savaşçı olmadık, olmayız da. Avuçları kürek çekmekten patlamış, yara bere içinde kalmışlardı onlar. Bizlerse kederimizi gemi bacasında tüten dumana salacağız.” 184 SAYFA.
(YAPI KREDİ YAYINLARI)

 //

Hayatınızda, kendilerini etkileyici şekilde sunan şeylere şüpheyle yaklaşmayın

EMİLİA Pardo Bazan’den SEÇME ÖYKÜLER. Kitabın her satırına gerçekçilik sızmıştır; ancak yazar doğaüstü güçlerin yahut sihrin günlük yaşamdaki yerini de ihmal etmez. Yüz yılı aşkın bir süre önce yazılmış olsa da Bazán’ın metinlerinin çağdaş dünyayla olan bağlantıları da şaşırtıcıdır; örneğin eserlerinde hatırlardan çıkmayacak kadın karakterleri kurmacanın merkezine yerleştiren yazarın kadın-erkek ilişkilerini feminist bir bakış açısıyla ele aldığı gözlenir. “Hayatımızda önemli yer kaplayan şeylerin kökenleri kayda değer olmayan, küçücük şeylerdir; moleküler kasırgaya tutulmuş ahlakçı atomlardır. Bu kasırga kendi etrafında döne döne kendini yuvarlaklaştırır, katılaştırır ve elmas sertliğine ulaşır. Hayatınızda, kendilerini etkileyici şekilde sunan büyük şeylere asla şüpheyle yaklaşmayın; bunlar uyarıcı niteliktedir ve önlenebilir.” 104 SAYFA.
(EVEREST YAYINLARI)

//

Düşünce tarihinin en açık alanlarından biri

ATAOL Behramoğlu’ndan 11. YÜZYILDAN 21. YÜZYILA RUS EDEBİYATI TARİHİ. İnsanlık düşünce tarihinin en heyecan verici, en yaratıcı ve tartışmaya en açık alanlarından biri Rus Edebiyatı tarihidir. Alanının büyük uzmanı yazarın bir ömür boyu emek verdiği çalışması, okurla buluşuyor. 616 SAYFA.
(İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

//

YORUM YAP