DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Yayınlanma Tarihi :

Yumurtalık, Adana’nın denize açılan kapısı. Peki Adana’da yaşayan bizler, kendi ilçemizi gerçekten ne kadar tanıyoruz?

Cunda’nın taş sokaklarını gezen kaç Adanalı, Ayas’ın binlerce yıllık tarihî dokusunu gördü?

Alaçatı’da rüzgârın peşinden koşan kaç kişi, Haylazlı sahilinde kitesurf yapıldığını biliyor?

Kaş’ı, Kalkan’ı ve Kekova’yı gezen kaçımız Yumurtalık’ın Kız Kalesi’ni gördü, Süleyman Kulesi’nin geçmişini merak etti?

Kuş gözlemlemek için kilometrelerce yol giden kaç Adanalı, hemen yanı başındaki Yumurtalık Lagünleri’ni gezdi?

Türkiye’nin şirin sahil kasabalarını karış karış dolaşıyoruz. Peki kendi şehrimizin denizini, tarihini, doğasını ve saklı kalmış güzelliklerini ne kadar biliyoruz?

Bu soruların büyük bölümüne verilen cevap “Bilmiyorum” ya da “Hiç gitmedim” ise burada yalnızca Adanalının değil, hepimizin düşünmesi gereken bir eksiklik var demektir.

Güzellik Yetmez, Bir Ruh Gerekir

Evet, Yumurtalık’ın denizi var. Tarihi var. Lagünleri, kuşları, sahilleri ve rüzgâr sporlarına uygun coğrafyası var.

Fakat bir yerin güzel olması, tek başına marka olması için yeterli değildir.

Ayvalık denildiğinde akla gelen bir tost var. Cunda’nın taş sokakları, Alaçatı’nın mimarisi, Kaş’ın kendine özgü atmosferi var. İnsanlar yalnızca denize girmek için değil, kendilerine anlatılan o hikâyenin bir parçası olmak için bu yerlere gidiyor.

Peki Yumurtalık denildiğinde insanların aklına hangi lezzet geliyor?

Restoranlarımız sıradan olanın dışında ne sunuyor?

Pansiyonlarımız ve otellerimiz, konaklayanlara Yumurtalık’a özgü nasıl bir deneyim yaşatıyor?

Sahillerimiz, sokaklarımız ve işletmelerimiz misafire “Buraya yeniden gelmeliyim” dedirtecek kadar temiz, düzenli ve özgün mü?

Yumurtalık’ın doğal ve tarihî güzellikleri var. Asıl mesele, bu güzelliklere bir ruh, bir hikâye ve ziyaret edilmek için güçlü sebepler kazandırabilmektir.

Şimdi Aynayı Kendimize Çevirelim

Adanalıya “Neden gelmedin?” diye sorarken, Yumurtalık’ta yaşayanlar olarak biz de kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz insanların gelmesi için ne yaptık?

Esnafımız işletmesini farklılaştırmak için hangi adımı attı?

Yerel yönetimimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve kanaat önderlerimiz Yumurtalık’ın tanıtımı için ne kadar ortak hareket etti?

İlçe halkı yaşadığı sokağa, sahile ve çevreye ne kadar sahip çıktı?

Belediye elbette çöpleri düzenli toplamalı, sokakları ve sahilleri temiz tutmalıdır. Ancak temiz bir Yumurtalık yalnızca belediye çalışanlarının çabasıyla kurulamaz. Herkes kendi kapısının önüne, oturduğu parka ve kullandığı sahile sahip çıkmalıdır.

Çünkü tertibin, düzenin ve güvenin olmadığı bir yere insanlar neden gelsin?

Güney Yıldızı Bize Bir Şey Gösterdi

Güney Yıldızı Kordon hayata geçirildiğinde “Esnafı bitirecek” denildi. Oysa bugün kordon yalnızca yaz aylarında değil, kışın da Yumurtalık’ın ve çevre ilçelerden gelen vatandaşların buluşma noktalarından biri hâline geldi.

Daha önce kış aylarında sessizliğe bürünen sahil artık akşam saatlerinde de aydınlık, canlı ve güvenli.

Güney Yıldızı için Yumurtalık’a gelen bir vatandaş yalnızca orada vakit geçirmiyor. İlçenin sokaklarında dolaşıyor, başka bir restoranda yemek yiyor, bakkaldan alışveriş yapıyor ve farklı işletmeleri tanıyor. Bir yatırımın oluşturduğu hareketlilik, doğru değerlendirildiğinde çevresindeki esnafa da katkı sağlıyor.

Bazen yeni yatırımları ve farklı adımları öcü gibi görmek yerine şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bu hareketliliği büyütmek ve Yumurtalık’a yılın on iki ayı daha fazla insan getirmek için ben ne yapabilirim?

Bakkalından manavına, restoranından pansiyonuna kadar her işletme; kendisine özgü, Yumurtalık’ın ruhuyla bütünleşen küçük bir dokunuş geliştirebilir. Çünkü bir ilçenin hikâyesi yalnızca büyük projelerle değil, küçük ama nitelikli ayrıntılarla yazılır.

Marka Olmak, İstihdam Demektir

Bir ilçeyi tek başına belediye marka yapamaz.

Bunu tek başına kaymakamlık, bir dernek, bir yatırımcı ya da birkaç esnaf da başaramaz.

Yumurtalık’ın marka olması; belediyesiyle, kamu kurumlarıyla, esnafıyla, çiftçisiyle, balıkçısıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve ilçe halkıyla ortak bir akıl oluşturmasına bağlıdır.

Marka olmak yalnızca daha fazla turist ya da sosyal medyada daha fazla paylaşım demek değildir.

Marka olmak, ilçedeki gelirin artması demektir.

Esnafın yalnızca üç ay değil, yılın on iki ayı para kazanması demektir.

Yeni işletmelerin açılması, daha fazla çalışana ihtiyaç duyulması ve Yumurtalıklı gençlerin iş bulmak için doğup büyüdükleri ilçeden ayrılmak zorunda kalmaması demektir.

Önce Kendimize Soralım

Artık önümüze bilinçli biçimde bırakılan şu soruların etrafında dönüp durmayı bırakalım:

Belediye bira satar mı?
Belediyenin işi sahil işletmek mi?
Sezer’in maaşı ne kadar?
Güney Yıldızı esnafı bitiriyor mu?

Bunlar Yumurtalık’ın geleceğini büyüten sorular değil. Bunlar; rantı kesilen birkaç çıkar odağının yapılan işleri gölgelemek, insanları karşı karşıya getirmek ve ilçeyi yeniden eski tartışmaların içine hapsetmek amacıyla ürettiği manipülasyonlardır.

Oysa bizim çok daha önemli sorularımız olmalı:

Yumurtalık’ın marka olması için ben ne yapıyorum?
İşletmemi farklılaştırmak için ne sunuyorum?
İlçemin temizliğine, düzenine ve tanıtımına nasıl katkı sağlıyorum?
Yumurtalık’a yılın on iki ayı insan gelmesi için üzerime düşeni yapıyor muyum?

İğneyi önce kendimize, çuvaldızı sonra başkasına batıralım.

Bugün konuşmamız gereken Sezer’in maaşı değil, Yumurtalık gencinin nasıl iş sahibi olacağıdır.

Belediye bira satar mı değil, esnafın yılın on iki ayı nasıl para kazanacağıdır.

Sahili kimin işlettiği değil, o sahilin temiz, güvenli, düzenli ve canlı olup olmadığıdır.

Çünkü Yumurtalık’ı marka yapacak olan birkaç kişinin çıkardığı gürültü değil; esnafından belediyesine, çiftçisinden kamu çalışanına, gencinden ev hanımına kadar hepimizin ortaya koyacağı ortak akıl ve ortak emektir.

Şimdi anlamsız tartışmaları bir kenara bırakıp kendimize şu soruyu sorma zamanıdır:

Yumurtalık için ben ne yapıyorum?

YORUM YAP