
GAZETECİ İSMET RAMAZAN SELÇUK YAZDI…
“Zort çekmek her babayiğidin harcı değil!” başlığıyla kaleme aldığım Adana’ya özgü gelenek epeyce ilgi gördü.
Sayfamda kullandığım yazımı değerli dost Sabri Gül, doksan bini aşkın takipçisi olan “Adana’nın Eski Fotoğrafları” hesabında paylaşınca işin rengi değişti.
Yüzlerce beğeni ve yorum aldı.
Adana’nın en ünlü zortçuları ortaya saçıldı.
Ceyhanlı Sükse Mehmet’i okurlarıma sunmuştum. Ceyhan’ın bir dönemine damga vuran, benim değimimle ‘şaka fabrikatörleri’ Karakaplan, Horoz Mehmet ve Şişko Haydar’ın da zort çektiğini duymuştum. Yine Ceyhan’da Şefo Ramazan ile Altıparmak Kemal da hatırı sayılır zortçulardandı. Ama gençlik yıllarında Ceyhan Sahil Gazinosu’nda sanatını icra eden ünlü komedyen Nejat Uygur’un da “zort” ustası olduğunu duymamıştım.
Çukurova topraklarının; dünyaca ünlü yazar, şair, bilim insanı, sinemacı, söz yazarı, besteci, şarkıcı yetiştirdiğini biliyordum.
İnanın bu kadar zorçtu çıktığından haberim yoktu.
Yapılan yorumların tümünü dikkatle okudum, bazılarına katıla katıla güldüm.
Bilesiniz…
Her şeye rağmen ben Aytaç Pekkoçak’ı tek geçiyorum.
Neden mi?
Şundan…
İsmini yazdıklarım ve yazacaklarım çok iyi zort çekiyor olabilir.
Kimi “tiz”cidir”, kimi “pest”çi…
O kadar!
Amma velakin Aytaç Abi’nin zortunda her ikisi olduğu gibi, nağmeyle de süslüyordu.
Yeri geldiğinde klarnet, yeri geldiğinde trompet sesi çıkartıyordu. Zort çektiğini görmeseniz üflemeli enstrüman çaldığını sanırdınız.
“Nihansın Dideden” şarkısını seslendirdiğine tanık olmuştum ama “İzmir Marşı” ve “Mehter Marşı”nı da müzisyenlere taş çıkartırcasına ustaca çaldığını yorumlardan öğrendim.
Bu nedenle Aytaç Pekkoçak’ın gelmiş geçmiş en iyi “zortman” olduğunun altını çiziyor, meseleyi böylece bağlıyorum.
Evet…
Yapılan yorumlardaki isimler de, olaylar da harbiden Adana kokuyordu.
Öylesine ilginç hikayeler çıktı ki, bunları toparlayıp yazmazsam olmazdı.
Mesela; Dank Ahmet Ağa…
Normalde kendi halinde bir esnaf. Kışın Adana’da yazın Bürücük’te ekmeğinin peşinde olan biri.
Meğerse zort ustasıymış…
Mesela; Adana’ya deplasmana gelen rakip futbol takımı kalecilerinin korkulu rüyası Arap Kemal…
Ha keza Kasap İzzet…
Borazan Teyfik, Cırlavuk Ahmet, Zeki Tepekurdu, Sarı Sami, Camcı Coşkun, Fors Cabbar, Nalcı Kasım Yürekli, Ziya Ahı, Vecdi Ergeç…
Mesela; Yüreğir’den Kebapçı Şahap Usta…
Şahap Usta öylesine güzel zort çekermiş ki; Adana’nın tanınmış işadamlarından birini ‘mest’ edermiş. Burada isim vermeyeyim o yıllarda Yüreğir’de büyük bir fabrikanın ortaklarından ve Adana eşrafından Mustafa Bey, işe gelmeden Şahap Usta’ya haber salar, “Birazdan fabrika önündeyim. Şahap Usta’ya söyleyin bana okkalı bir zort çeksin. Günüm güzel geçsin” dermiş.
Demek ki zort çekmek kadar, çekilmek de bazı insanları rahatlatıyormuş.
Mesela; Demirsporlu Abdi…
DDY’de futbolu bıraktıktan sonra taksi şoförlüğü yapmaya başlamış. Onun da en önemli hobisi zort çekmekmiş. Öylesine zevk alırmış ki; taksi kullanırken trafik sıkıştığında önündeki araçlara korna çalmaz, camı indirir zort çekermiş…
Mesela; Tatlıcı Mustafa…
Bunun hikayeleri bambaşka…
Vaktiyle arastada üç tekerlekli tezgahıyla çörek, ayran ve tatlı satarmış.
Öylesine fırlamaymış ki; söylendiğine göre analar böylesini o güne kadar doğurmamış.
Oldukça kiloluymuş. Altına siyah şalvar, üstüne düğmeleri açık beyaz gömlek giyermiş. Sürekli beyaz renkli lastik tokyo terlikle gezermiş.
Her zaman boynunda mendil varmış. Adana’nın kavurucu sıcağında yüzünü o mendille silermiş.
Şamatayla, tantanayla, ettiği ve yediği küfürlerle, çektiği ve çekilen zortlarla işini yürütürmüş.
Arada bir parmak atanları görmezlikten gelir; çöreğini, ayranını, tatlısını yarım günde bitirirmiş.
Arasta esnafıyla karşılıklı zortlaşır, küfürleşir geçimini sağlarmış.
Tatlıcı Mustafa çok para kazanmanın şımarıklığıyla bir ara zıvanadan çıkmış. Olur olmaz yerde ulu orta avazı çıktığınca ağız dolusu küfreder, durmadan da zort çekermiş.
Alışveriş yapmak için işyerine gelen müşteriler azalınca, doğal olarak arasta esnafı da rahatsız olmuş.
Hiçbir uyarıya aldırmamış, bildiğini okumaya devam etmiş.
Bunun üzerine esnaf toplanmış, Tatlıcı Mustafa’yı cezalandırmayı planlamış.
Sözbirliği yapan esnaf Mustafa’ya ders vermek için uzun süre hiçbir şey almamış.
Hal böyle olunca çöreği, ayranı, tatlısı tezgahta kalmış. Haftalarca delikli kuruş kazanamamış.
Her günü siftahsız geçen Mustafa nihayetinde meseleyi anlamış ve arastanın ortasında dinelmiş, olanca nefesiyle dakikalarca zort çekmiş.
Böylece dikkatleri üzerine toplamayı başarmış ve, “Ey Arasta ahalisi. Bundan sonra bana kim zort çekmez, kim parmak atmaz; anasını, avradını, sülalesini, en izzetlisini, küncüden ufağını ……” diye bağırmış.
Sonra ne mi olmuş?
Tatlıcı Mustafa bu hamlesiyle işi tatlıya bağlamış.
Hikaye böyle mi bitmiş?
Elbette değil…
Adana’daki seyyar satıcılık işini bırakan Mustafa, uluslararası TIR şoförlüğüne başlamış.
Arabistan’a gittiği bir seferinde yükü boşalttıktan sonra TIR’ıyla baş başa kalmış.
Dolanırken, dolanırken bir taziye evine denk gelmiş. Arabayı durdurup kontağı kapatmış, direksiyon başında ağlayanları seyre dalmış.
Bu Mustafa ya!
O an aklına fırlamalık ve Adana günleri gelmiş.
Kadınlı, kızlı, erkekli ağlaşanlara doğru uzunca “zort” çekmiş.
TIR’ı çalıştırıp gaza basmış ve hızla uzaklaşmış.
Tabi ki hikaye böyle sonlanmamış.
TIR’ın plakasını alan cenaze sahipleri polise şikayet etmiş. Kısa sürede yakalanan Mustafa cezaevine atılmış. Mustafa mahkemeye çıkmayı beklerken 5 ay sonra cezaevindeki hücresine biri tercüman üç kişi gelmiş.
Tesadüf bu ya!
Tercüman Adanalı çıkmış.
Tercüman, işlediği suçun cezasının ağırlığını anlatmış. Şeriat kanunlarına göre; dilinin ya da başının kesilebileceğini söylemiş. Mahkemede savunma yapması için Mustafa’ya bir dizi önerilerde bulunmuş.
Duruşma günü gelmiş, çatmış Mustafa hakim karşısına çıkmış.
Ve şöyle bir savunmada bulunmuş;
“Efendim… Türkiye’de, sadece bizim Adana’da bir gelenek var. Herkes sevdiğine zort çeker. Cenazelerde de ölüye saygı gereği zort çekilir. Ben kesinlikle ölenle alay etmedim. İslami kanunları çiğnemedim. Ben de Müslümanım. Bizim Adana’daki geleneklere göre ölüye saygılarımı arz ettim”…
Netice olarak Mustafa mahkeme tarafından haklı bulunmuş ve beraat etmiş.
Ne diyeyim!
Essah mı, değil mi bilemedim.
Yorumcunun anlatısını aktardım.
Sizi bilmem ama valla ben hepsine çok güldüm.
Bizim meslekte fikri takip önemlidir. Kendi yazımın izini sürdüm, okuduğunuz üzere enteresan bilgilere ulaştım.
Bunlar ortaya çıkanlar…
Kim bilir duymadığımız daha ne zortçular ve hikayeleri var!


