
Oysa hayat;
hastalıklarla boğuşanları görmeyen,
zamansız ölüp toprağa emanet edilenleri fark etmeyen insanlarla doluydu.
Haklıydılar aslında.
Hayatın yükü bu kadar ağırken, sırtını dönmek tüm olup bitene, gerçekleri sessizce izlemek, mecburiyetti belki de.
Ama;
Yaşamı değersizleştiren de bu değil miydi?
Oysa hayat;
toplumsal özelliklerimizde bulunan kendi acılarımızı içimize bükerken, başkalarının acılarını paylaşmak değil miydi bizim için?
Bir mezar taşının önünde dururken yaşadığımıza şükür edip, akan zamanın kıymetini bilmek değil miydi?
Bizi biz yapan sadece yaşamak mıydı?
Bizi biz yapan olaylara arkamızı döndüğümüzde kendimize sağladığımız konfor muydu?
Oysa hayat;
şükür, teşekkür, merhamet ve cömertlik iken,
Tv, sosyal medya vs vs ile çiçek açtık ve kuş kondu sofralara.
O da aç kalktı.
Çünkü; ne bereket, ne hayır, ne de iyiliğin kırıntısı kaldı.
Karnı doyan sustu ve en önemlisi başkasının yokluğunu görmezden geldi.
Acının, yokluğun, ölümün soğuk ayak seslerini hissetmeyen birine, tıpkı o güzel sözdeki gibi,
” Ölü senin değilse, helvası tatlı gelir… ” oldu.
Oysa hayat;
bir hasta odasında tutulan eldir bazen.
Bazen erken susmuş bir kalbin ardından bir köşede edilen sessiz duadır.
Bunları görmeyen göz, ne kadar bakarsa baksın, hayatı eksik görür.
Oysa hayat;
görmeyi bilen gözde, duymayı bilen kalpte, acıya rağmen iyiliği seçebilme cesaretindedir.
Ve ancak başkasının gidişini gören ve bu hayatın bir sonu olduğunu bilen insan, kendi ömrünü ve bu hayatı gerçekten değerli bir hale getirebilir.
Sağlıklı, mutlu ve bol kazançlı bir hafta olsun.
Mümtaz YURDAER
02.02.2026
#mümtazyurdaer
#mümtazyurdaeryazıları
#mümtazyurdaerşiirleri
#mümtazyurdaerşarkıları
#pazartesiyazıları

