
Yüzde 50’si gitti, kaldı yüzde 50. O da giderse elimizden, vay memleketin haline.
Önce dil yozlaşır. Sonra kültür erozyonu yaşanır. Benliğini, tarihini unuttururlar. İnancını sarsar, ilahi bildiğin ne varsa ehemmiyetsiz olduğuna inandırırlar bilinç altına.
Dilini çalanlar değer yargılarını, ilkelerini, kutsallarını çalar sırasıyla.
Sonra sıra kınalı kuzuların kanlarıyla sulanan vatanına gelir bir anda.
Altında binlerce kefensizin yattığı bu vatan, bir de bakmışsın kayıp gitmiş avuçlarının arasından. Metrekareye 6 bin merminin düştüğü Çanakkale’ye, Sarıkamış’ta donarak şehit olan, Kurtuluş Savaşı’nda daha 15’ine bile varmadığı halde cepheye koşan kahraman ecdadımızdan intikam alırcasına tek bir kurşun bile atılmadan.
Hem de benliğini yitirmiş, özünü unutmuş, popüler kültür kisvesi altında devşirilmiş kendi öz evlatlarının marifetiyle.
Sonrası malum.
Modern sömürgecilerin güdümündeki küresel sermaye tek bir damla kalmayana kadar emer kanını. Kölesi olursun gözü doymayan kartellerin. İlimde, bilimde, teknolojide, sanatta onlar üretir, sen tüketirsin.
Ekonomini tüketirsin, milli birliğini tüketirsin, kendini tüketirsin, huzurunu tüketirsin, barışı, bağımsızlığı, özgürlüğü tüketirsin. Refahın yerini yokluk, barışın yerini savaş alır. Kaosun ortasında bulursun kendini.
Ortadoğu’yu parça parça eden baharın esintisini yüzünde hissettiğinde tanışırsın sözde demokrasi ile. Silahların gölgesinde barışı getirirler.
Sen harabeye dönen şehirlerin sokaklarında, çektiği açlığın acısıyla ağlamaktan göz pınarları kuruyan yavrunun kursağına girecek bir lokma ekmeği ararken farkına varırsın yaptığın hatanın. Lakin geç kalmışsındır. Yerin altında ve üstünde ne kadar zenginliğin varsa elinden alınmıştır artık. Kanla beslenen vampirlerin savaş ganimeti diye gasp ettiği hazinelerini taşıyan devasa gemilerin arkasından bakakalırsın ufuk çizgisinde kaybolurken.
Belki o zaman anlarsın dilini kaybetmenin kaba bir tabirle, “Sarı Öküzü vermek” olduğunu.
Oysa daha ilkokul sıralarında öğrenmiştik anadilin özgürlüğün simgesi olduğunu.
Milli benliğin, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin ortak hazinesi olduğunu.
Millet olmanın en önemli unsurunun anadil olduğunu.
Bakın ne diyor Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk;
“Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
Hal böyle iken dilimize sahip çıkmak için daha neyi bekliyoruz.
Türkçe’nin yozlaşmasına karşı duyarsız davranmaya devam edecek olursak, insanlık tarihinin başladığı günden bu yana Türk milletini tarih sayfalarından silmek için her türlü senaryoyu sahneleyenler karanlık emellerine ulaşacaklardır.
Nasıl ki bundan tam 100 yıl önce Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a ayak basarak Milli Mücadelenin ilk kıvılcımını yaktıysa, bugün de Türkçe’nin yozlaşmasına karşı topyekun ikinci Milli Mücadeleyi başlatmanın vaktidir.
Atılacak ilk adım Türkçenin yasa ile güvence altına alınması olmalıdır.
Mehmet Akif Ersoy’un; “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” mısrasında bahsettiği batı özentisinin eseri olan tabelalara izin verilmemeli, var olanlar ise derhal indirilmelidir.
İlkokuldan itibaren Türkçeyi güzel konuşma ve güzel yazma dersi zorunlu olmalı. Ülkemizin aydınlık geleceği olan çocuklar ve gençlerin, teknolojinin gelişmesiyle birlikte türeyen Garp özentisi saçma sapan dili değil, öz benliğimizin aynası Türkçeyi kullanması için seferberlik ilan edilmeli.
Millet bilinci aşılanmalı yeni nesile. Öğretilmeli, öğretmekle kalmayıp nakış nakış işlenmeli ruhlarına.
Türkçe demek vatan demektir.
Millet olmak demektir.
Bağımsızlık demektir.
Varlığımızın Türk varlığına armağan olması demektir.
Edep demek, haya demek, ar demektir.
Türkçeye ihanet; vatana, bayrağa, millete, şehitlere ihanet demektir.
Geçmişimize ve geleceğimize ihanet demektir.
Onun için ya millet olacağız ya da yok olacağız.
Ya dilimize sahip çıkacağız ya da oturup sonumuzun gelmesini bekleyeceğiz.
Vakit dar, yol ise uzun ve sancılı.
