
KİMSELER BEKLEMEZKEN: Bunca dil öğrendim de ne oldu? İnsan kendi dilinde bile kendini anlatamadıktan, anlatacak birini bulamadıktan sonra diğer dilleri anlasa ne olur anlamasa ne olur?
//
MEĞERSEM GÜNEŞ HEP BALÇIKLA SIVANIRMIŞ: Ressam ve yazar, Kur’an ayetlerini tarihsel bağlam, sembolik dil ve bâtıni okumalar eşliğinde yeniden düşünmeye çağırırken; zihin, ego ve bilinç kavramlarını merkeze alıyor.
//
BÜYÜK FIRSATLAR: Türkiye’de Taş, Kâğıt, Makas adlı derlemesiyle tanınan, çağdaş Rus edebiyatının önemli isimlerinden yazar, Sovyet sonrası Rusya’ya hem içeriden hem de başka ülkelere göçmüş Rusların gözüyle bakmayı ve acı tatlı insan hikâyeleri anlatmayı sürdürüyor.
//
YÜZYILIN TANIĞI: Yazarın kaleminden doğan kitap, Anadolu Ajansı’nın bu büyük yürüyüşünü yalnızca bir kurum tarihi olarak değil; savaşların, krizlerin ve dönüşümlerin içinden geçen bir gazetecilik tanıklığı olarak anlatıyor.
//
YARINI HATIRLA: “Kitap; Varoluşu büyük bir perspektiften sorgulayan, yüksek bilinç ve kadim tonla yazılmış muhteşem bir roman.”
//
FİGÜRAN: Tutku dolu, hatta saplantıya varan bu araştırma onu, geçmişin hayaletleriyle dolu bir Paris’te kaybolmuş zamanın izinde bir yolculuğa çıkaracaktır.
İşte o kitaplar;
//
Aile sırları, hakikat, vicdan ve hafıza arasında örülmüş sürprizlerle dolu bir roman
ABDULLAH Aren Çelik’ten KİMSELER BEKLEMEZKEN. “Yaşamak için hakiki bir neden bulamayan biri, kötülüğü bile sahiplenebilir.”Derin, doğrularından ödün vermeyen genç bir gazetecidir. Ancak dokunulmaması gereken bir dosyayı haber yapması hayatını geri dönüşsüzce değiştirecektir. Aynı gün hem annesini kaybeder hem de evi kimliği belirsiz kişilerce altüst edilir. Annesinin eşyaları arasında bulduğu eski bir kartpostal Derin’i yalnızca başka bir şehre değil, yıllardır cevabını aradığı soruların peşine sürükler. Her adımda geçmiş biraz daha gün yüzüne çıkar, her cevap yeni bir soruya kapı aralar.Yediler Teknesi ile Vedat Türkali Jüri Özel Ödülü’nü alan yazarın kaleminden aile sırları, hakikat, vicdan ve hafıza arasında örülmüş sürprizlerle dolu bir roman.Bunca dil öğrendim de ne oldu? İnsan kendi dilinde bile kendini anlatamadıktan, anlatacak birini bulamadıktan sonra diğer dilleri anlasa ne olur anlamasa ne olur? 216 SAYFA.
(EVEREST YAYINLARI)

//
“Güneş balçıkla sıvanmaz!” denir. Peki ya balçık bir bakışın ta kendisiyse?
RECEP Çiftci’den MEĞERSEM GÜNEŞ HEP BALÇIKLA SIVANIRMIŞ. Kur’an’a alışılmış sınırların dışından bakmaya cesaret edenlerdenseniz doğru yerdesiniz. Çünkü bu satırlar, suretten sirete, kabuktan öze doğru yapılan bir iç yolculuğun davetini temsil ediyor. “Güneş balçıkla sıvanmaz!” denir. Peki ya balçık bir bakışın ta kendisiyse? Hakikatin örtülmediğini, yalnızca onu algılayan bilincin zamanla perdelerle kuşatıldığını hatırlatan bu eser, Kur’an’ı alışılmış kalıplara indirgemeden onu insanın iç dünyasına nüfuz eden canlı bir bilinç metni olarak ele alıyor. Ressam ve yazar, Kur’an ayetlerini tarihsel bağlam, sembolik dil ve bâtıni okumalar eşliğinde yeniden düşünmeye çağırırken; zihin, ego ve bilinç kavramlarını merkeze alıyor. Dış dünya ile iç dünya arasındaki bağı, hakikatin şiirsel ve sezgisel katmanlarını görünür kılıyor. Bu çalışma; Kur’an’ı kalıplardan, ideolojik okumalarından ve yüzeysel kabullerden arındırarak onu insanın varoluşsal sorularıyla yeniden buluşturma çabası. İncil’den, kadim sembollerden, tasavvuf geleneğinden ve felsefeden beslenen çok katmanlı bir tefekkür denemesi. Hakikatin, şekillerin ardında saklı olduğuna inananlara… 144 SAYFA.
(CERES YAYINLARI)

//
Üslubundaki alaycı tonu tüm bir ülkenin ruh halini kapsayacak şekilde yayıyor
MAKSİM Osipov’dan BÜYÜK FIRSATLAR. “Hayaller peş peşe yitip gidiyor, kimileri gerçekleştiği için ama çoğu gereksizliğinden.” Ek iş için hafta sonları bir taşra kliniğinde çalışan bir doktor başkentten göremediği ülke gerçekleriyle yüzleşir… Genç bir Rus soyadını değiştirip Amerika’ya gider… Çocukluğunun taşra kentine dönen bir adamın hayatı annesi için yaptırdığı mezar taşı nedeniyle altüst olur… Bir kadın çok şey borçlu olduğu tehlikeli bir adamın yükselişini uzaktan seyreder… Bir akademisyenin hayatı televizyona verdiği bir demeç yüzünden değişir…Türkiye’de Taş, Kâğıt, Makas adlı derlemesiyle tanınan, çağdaş Rus edebiyatının önemli isimlerinden yazar, Sovyet sonrası Rusya’ya hem içeriden hem de başka ülkelere göçmüş Rusların gözüyle bakmayı ve acı tatlı insan hikâyeleri anlatmayı sürdürüyor. Kitap bu yeni öykü derlemesinde de Sovyetler Birliği’nin son dönemine ve yeni Rusya’ya dair incelikli gözlemler, sıradan insanların ülkelerinin gündelik gerçekliğiyle baş etme yolları, gidenler kadar kalanların da yaşadığı sürgün edilmişlik hissi var… Damıtılmış birer roman gibi okunabilecek bu öykülerde, hepsi yazarın anlatma ustalığıyla can buluyor. “Osipov’un hikâyeleri, insanlığı muhteşem, iğrenç, korkunç insanlığı sevmenin ne kadar zor olduğunu ama insan kalmak için tam da bunu yapmak, insanı sevmek gerektiğini düşündürüyor okuyana. (…) Böyle düşünceler uyandırabilmek yalnızca büyük edebiyatın yapabileceği bir şeydir. Svetlana Aleksiyeviç. “Osipov üslubundaki alaycı tonu tüm bir ülkenin ruh halini kapsayacak şekilde yayıyor, böylece bir neslin solmuş umutlarını aktarmayı başarıyor.” Publishers Weekly. 224 SAYFA.
(YAPI KREDİ YAYINLARI)

//
Türkiye’nin dünyaya açılan hafızası ve hakikatin izini süren bir gelenek
ATAKAN Çelik’ten YÜZYILIN TANIĞI– Anadolu Ajansının Asırlık Öyküsü. Anadolu Ajansı’nın hikâyesi, kelimenin ve adanmışlığın silahtan güçlü olduğuna inananların hikâyesidir.Geyve’de direnişin sesi olarak başlayan bu yolculuk, bugün 13 dilde, 100’e yakın ülkede hakikatin izini süren küresel bir vizyona dönüşmüştür. Yazarın kaleminden doğan kitap, Anadolu Ajansı’nın bu büyük yürüyüşünü yalnızca bir kurum tarihi olarak değil; savaşların, krizlerin ve dönüşümlerin içinden geçen bir gazetecilik tanıklığı olarak anlatıyor. Çeyrek asra yaklaşan saha tecrübesi ve akademik birikimle şekillenen bu eser, Anadolu Ajansı’nı yalnızca bir haber kurumu olarak değil; Türkiye’nin dünyaya açılan hafızası ve hakikatin izini süren bir gelenek olarak ortaya koyuyor. Çünkü bazı haberler sadece yazılmaz… Tarihe kazınır. 350 SAYFA.
(NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK)

//
Varoluşu büyük bir perspektiften sorgulayan ve kadim tonla yazılmış bir roman
TUĞBA Sarıünal’dan YARINI HATIRLA. “O” dünyanın en kusursuz illüzyonistiydi. Bir saniyeyi ömür yapabilir, Bir ömrü tek bir ana hapsedebilirdi. Henüz yaşanmamış acıları bugüne taşırken, Bitmiş hikâyeleri yeniden başlatabilirdi. Olmamış şeyleri olmuş gibi hissettirmekte ustaydı;
ayrılıkları özleme, bekleyişi cehenneme, korkuyu gerçeğe dönüştürebilirdi. Bir yabancıyı ev, bir evi sürgün, tek bir anı hiç bitmeyecek bir bekleyişe çevirebilirdi. Işığa çıkmadı. Perde açmadı. Sahne bile kurmadı. Çünkü insanlar, gördüklerine değil; inandıklarına teslim oluyorlardı. Bazı suçlular delilleri yok ederdi. “O” ise zamanı yok ediyordu. “Kitap; Varoluşu büyük bir perspektiften sorgulayan, yüksek bilinç ve kadim tonla yazılmış muhteşem bir roman.” 312 SAYFA.
(ORTAPİA YAYINLARI)

//
Yarım kalan aşklara ve zamanın acımasızlığına dair dokunaklı bir roman
DİDİER Blonde’den FİGÜRAN. 1968. Paris’te bir lise öğrencisi olan anlatıcımız bir tesadüf eseri kendini François Truffaut’nun Çalıntı Öpücükler filminin setinde buluverir. Öncüleri arasında Truffaut’nun yanı sıra Godard, Rohmer, Rivette gibi yönetmenlerin olduğu Fransız sinemasının kült akımı Yeni Dalga’nın son demleri yaşanırken kendisi de bir sinemasever olan kahramanımızın sete adım atışı yetmişlere kadar sürecek figüranlık kariyerini başlatmakla kalmayacak, onu ilk görüşte âşık olduğu bir diğer figüranla yani Judith’le tanıştıracaktır. 2014. Truffaut’nun ölümünün otuzuncu yılı şerefine düzenlenen retrospektifte anlatıcımız figüranlık yaptığı filmi yeniden izleme şansı bulur. Beyazperdede gençliği ve o yıllar âşık olduğu Judith belirdiğinde, yıllar önce izini kaybettiği bu kadının peşine düşmeye karar verir. Tutku dolu, hatta saplantıya varan bu araştırma onu, geçmişin hayaletleriyle dolu bir Paris’te kaybolmuş zamanın izinde bir yolculuğa çıkaracaktır. Kitaplarında otobiyografik öğelerin yanı sıra sinemanın unutulmuş oyuncu ve figüranlarına da yer veren Didier Blonde’dan yarım kalan aşklara ve zamanın acımasızlığına dair dokunaklı bir roman. 128 SAYFA.
(İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

//


